Ana içeriğe atla

CHP'ye İstanbul'u kaybettirebilecek iki hatalı yaklaşım

Politika

Ahval'de "Erdoğan rahatça kazanabilir, işte sebebi…!" başlıklı bir yazı kaleme alan Yavuz Baydar, son derece pragmatist ve kurnaz bir siyasetçi olan Erdoğan'ın hafife alınmasının ve CHP'nin biz bu seçimi bir başımıza da kazanırız zafer sarhoşluğu içine girmesinin tehlikelerine dikkat çekti ve Erdoğan'ın İstanbul'u geri almak için ilmik ilmik bir oyun kurduğunu dile getirdi.

Yavuz Baydar'ın yazısının ilgili bölümü:

İmamoğlu cephesi 'bu kez kesin gitti, daha güçlü kazanacağız' ifadesinde özetlenen, 'her şey çok güzel olacak' sloganıyla yayılan ortamda bir nevi erken zafer sarhoşluğu yaşarken, Erdoğan'ı küçümseyenler, bir kez daha, üstelik bu kez daha yıkıcı  bir hayalkırıklığı yaşayabilir.

Zamanını boşa geçirmiyor Erdoğan; elbette öncelikle İstanbul'u hile hurda yaygarası çıkarmaya meydan bırakmadan 'geri alma'nın yollarını araştırıyor. Siyaset mühendisi olarak yıllarca edindiği tecrübesinin bu en zor zamanda bile içinde yeterli bir cephane oluşturduğunu varsaymak gerekir.

Erdoğan ne yapacak? Bahçeli'nin desteğini yeniden konsolide ettiğine göre, bir yandan milliyetçi oyları kendisinde tutmaya ağırlık verecek. Bu zaten aşikar.

Ama gözü HDP'nin büyükşehirde yaklaşık 1.1 milyon oyu üzerinde. Hedefi, 23 Haziran'a kadar HDP seçmen tabanındaki bu oyların olabildiğinde yüksek kesimini AKP'ye kanalize etmek. Bunu başarabilir mi? Gerçekçi olarak bakılırsa, bu olasılık hayli yüksek gözüküyor.

Öcalan ile görüşme için avukatlara bizzat açtığı kapının, öncelikli olarak açlık grevlerinin son bulmasının sağlanması olduğunu biliyoruz. Bu konuyu Ahval'de işledik, ayrıca 'Editör Masası' Podcast'inde bizler de dile getirdik. 'Konuşa Konuşa' Podcast'imizde, Hasip Kaplan da Gülten Sarı'ya bu konuda bildiklerini anlattı.

Daha sonra Bahçeli'nin devreye girerek Öcalan'la avukatların görüşmesine 'neden olmasın?' mealinde destek vermesi, İmralı ile görüşme trafiğinin sadece açlık grevleri ile sınırlı kalmadığının da işareti.

Nitekim Bahçeli'nin açıklama yaptığı sıralarda Öcalan ile ikinci bir görüşmenin, üstelik MİT başkanı Hakan Fidan'ın katılımıyla gerçekleştiği haberleri de yalanlanmadı. Görüşme gündemi Rojava üzerine kaymış durumda.

23 Haziran'a giden süreçte, önümüzdeki günlerde bu trafik sürer, olağanlaşır ve yoğunluk kazanırsa şaşmamak gerek. Belli ki, AKP-MHP yörüngesindeki devlet, ani bir dönüşle yeni bir seçim stratejisi belirledi ve ABD-Rusya eksenindeki Suriye nüfuz paylaşımı pazarlıklarında kendi üzerine düşen rolü maksimize etmeye çalışırken, bu durumun 'İstanbul'un geri alınması'na tahvil edilmesini de hararetle istiyor.

Erdoğan'a ait bir plan bu. Cumhurbaşkanı şu tablodan istifade etmek istiyor: HDP tabanında açlık grevleri konusunda ciddi bir rahatsızlık var. Ölüm orucu eylemlerinin sürmesi, bir yandan Öcalan'ın (kendisinin elinden çıkmamış olan) mektubundaki çağrının dikkate alınmamasını, yani otoritesinin sarsılmasını da içerebilir. Hapiste eyleme yatan 5 bin küsur Kürdün annelerinin ve ailelerinin ezici çoğunluğu rahatsız. HDP üzerinde ciddi bir basınç ve görüş ayrılıkları da var. Partinin işi hiç kolay değil.

Öcalan'ın elinde hala açlık grevlerini sonlandırma gücü var. Belki de bu, İmralı'da sürecek görüşmeler bir anlayış birliği üretirse, yeni bir 'durum'un parçası olarak ve HDP'li mağdurlar kadar elbette AKP-MHP bloğunun da işine yarayacak şekilde eylemi bitirici sonuç verebilir.

Erdoğan'ın net olarak gördüğü ikinci bir resim daha var: Ekrem İmamoğlu ekibinde su yüzüne vuran 'biz bu işi tek başımıza da götürürüz' şeklindeki aşırı özgüven ile her zamanki gibi egoların ve kafa karışıklığının sürdüğü CHP'den gelen ve HDP tabanını rahatsız edici 'anti-Kürt', 'anti-Öcalan' laflar, açıklamalar.

HDP son günlerde birkaç kez CHP'ye bu konuda el altından uyarıda bulundu. Bu 'incitici' söylemden vazgeçilmesi gerektiği, en azından mağdur annelerin gönlünü alıcı mesajlar verilmesinin önemi vurgulandı. Türk milliyetçiliği yarışına girilerek, oy kazanacağız diye, HDP tabanının İstanbul'da itilmekte, soğutulmakta olduğu da söylendi.

Malum, 31 Mart seçimlerinde İmamoğlu, HDP tabanından yaklaşık 900 bin oy almıştı. 200 bin kadar HDP seçmeni de sandığa gitmemişti. Bazı HDP'li kaynaklara göre, eğer CHP içindeki bu 'anti-Kürt' veya 'Kürt seçmeni hiçe sayıcı' söylem ve tutum devam ederse, 'bu 900 bin seçmene bırakın yenilerinin eklenmesini, yarısı bile kaybedilebilir'.

Erdoğan'ın gözü işte bu 1 milyon dolayındaki HDP oylarında. Eğer bu oyları kırmayı parçalamayı ve yeterli kısmını kendisine çekmeyi başarırsa, seçimi kazanması işten bile değil. Mümkün mü? Her ne kadar kimi CHP'liler 'biz her hâlükârda kazanacağız' dese de, her ne kadar kimi aşırı inançlı HDP'li ve sol kesim 'HDP seçmeni kime karşı oy vereceğini bilir, vazgeçmez' dese de, hayatın hakikatleri başka bir tablo çizebilir. Kim ne derse desin, Öcalan'la temasların başlamasının, CHP'ye oldum olası güvenemeyen ve istemeye istemeye CHP-İyi Parti'ye oy vermiş bulunan bir kesim HDP seçmeninde psikolojik etkisi olacaktır.

Erdoğan her zamanki ustalığıyla yeni bir oyun kuruyor. CHP yine bu oyunun arkasında kalmış gibi görünüyor. Beş diğer il gibi, bu büyük ilde de kilit oyun Kürtlerde olduğu gerçeği bir kez daha siyasetin istikametini belirliyor.

Yeni yorum ekle