Ana içeriğe atla

Abdullah Öcalan ABD-İran gerilimini yıllar önce yazmıştı

Orta Doğu
Amerika

PKK Lideri Abdullah Öcalan, “Saddam demokratikleşmediği için gitti, Esad demokratikleşmediği için Suriye’nin durumu ortada. Eğer demokratikleşmezse İran da Türkiye de Iraklaşır, Suriyelileşir" uyarısında bulunarak, çözüm için “Demokratik Modernite”ye işaret etmişti. 

Ortadoğu yüz yıllardır içinde olduğu kaos durumundan kurtulmak bir yana ulus devletlerin ve emperyalist güçlerin bitmek bilmeyen saldırıları nedeniyle her geçen gün kan ve savaşın en dehşetli ortamı oluyor. ABD’nin İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis’i öldürmesi sonrası bölge bir kez daha diken üstünde. Yaşananlar birçok kesim tarafından yeni bir dünya savaşının evresi olarak yorumlanırken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yıllar önce yaptığı "3’üncü Dünya Savaşı" belirlemesi yeniden gündemleşti. 

Mezopotamya Ajansı'ndan Ferhat Çelik'in haberine göre, Abdullah Öcalan, yıllar önce yazdığı savunmalarında Ortadoğu’da yaşanacak savaşları öngörürken, buna karşı çözüm önerilerini sunmuştu. Öcalan, yaşanan sorunlardan çıkışın tek yolunun “Demokratik Modernite” olduğunu ısrarla ifade etmişti.

BOP Yoluyla Kaos

Şuan İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tecrit altında tutulan ve sesini duyurması önünde kalın duvarlar örülen PKK Lideri Öcalan, cezaevinde kaleme aldığı ve 2012 yılında basılan "Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü" kitabında, Ortadoğu’da yaşanan sorunlara ilişkin geniş analizlere yer vermişti.

Kitabın bir bölümünde Ortadoğu’nun iyi analiz edilmesi gerektiğinin önemine işaret eden Öcalan’ın uyarıları şöyle:

“Tarihi doğru okumadan, Ortadoğu’nun son iki yüz yılında yaşananları çözemeyiz. Gerçekleşen; Osmanlılar, İranlılar ve Cengiz Han’ın Moğollarına benzer bir gücün, kısacası herhangi bir uygarlığın fethi değildir. Arkasında, ideolojik, ekonomik, siyasi ve askeri olarak yeniden kurumlaşmış Merkezî Uygarlık Sistemi vardır. Bin yıllık çabanın sonucunda Merkezî Uygarlık Sisteminin, Batı Avrupa’da kapitalist tarzda inşası temelinde ele geçirilmesi ve hegemonyasının kurulması söz konusudur… Son iki yüzyılda Kapitalist dünya hegemonyası karşısında can çekişen Osmanlı ve İran İmparatorlukları, hegemonik denge hesapları nedeniyle yaşamalarına müsaade edilen fosil oluşumlar durumuna düşmüşlerdi. İmparatorluk bürokrasileri açısından iktidarda kalmanın tek yolu, bir veya birkaç hegemon güce dayanarak varlıklarını sürdürmekti… Son iki yüzyılda sadece Osmanlı İmparatorluğu değil, İran İmparatorluğu üzerinde de asıl oyuncular, sistemin hegemonik güçleri olup, diğerleri figüran konumundaydı… Hegemonik sistem, birkaç öncü savaş dışında, aslında kendi hegemonik yayılışını bu ideolojik ve politik aygıtlarla bizzat Ortadoğu kültürünün elit tabakaları eliyle gerçekleştirdi, geliştirdi. Bu husus, çok önemlidir. Gereği gibi anlaşılmadan, Ortadoğu’nun bugünkü halini çözümlemek ve çözmek mümkün değildir. Daha doğrusu bölge, hegemonik sistemin projeleri (Büyük Ortadoğu Projesi) yoluyla kaos halinde tutularak, sistemin öz çıkarları temelinde çözümlenip yeniden yapılandırılmaya çalışılacaktır.”

Milliyetçilik Vurgusu

Ortadoğu’da hiç eksik olmayan vahşet yöntemleri hakkında da kapsamlı yorumlar yapan Öcalan, şöyle devam ediyor:

“Derinliğine çözümlendiğinde, aslında tek hegemonik sistemin, dünya geneline yayılmış ulus-devletleri BM üzerinde kontrollerine alıp istediği gibi kurup yıktığıdır. Saddam örneği çok nettir. Ortadoğu’daki ulus-devletleri, bu sistemin birer valiliği olarak değerlendirmek, bizi toplumsal hakikatlere daha çok yaklaştıracaktır. Valiliklerin cumhuriyet veya krallık olmaları, özlerini değiştirmeyecektir. Az bağımlılık, çok bağımsızlık birer palavradır. Kapitalist dünya sistemin temel sacayağı olan hegemonyasına hizmet amaçlı kurulan Ortadoğu’daki ulus-devletler, halklarını, bu sistem adına en katı bir biçimde sömürgeleştirmiştir. Bu anlamıyla da başarılı olmuşlardır. Dünya genelinde de aynı süreç işlemektedir. Ortadoğu’da derinleşen ve ancak vahşetle sürdürülebilen kaotik durumun temelinde, bu sömürgesel rejimler yatmaktadır. Son Neo-Liberal Finans Kapital Çağında olup bitenler, bölge halklarını toptan işsizliğe mahkûm eder, kaynakları tüketir ve çevreyi bitirirken, gerçekliği daha iyi kavrayabilmekteyiz. Son tahlilde sistemin paradan para kazanan yüzde onluk kesiminin, tüm toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşam üzerinde kurduğu egemenliğini gizlemek için, milliyetçi ve dinci fanatizmi sürekli gündemde tutması, ne ülkelerin kalkındığını gösterir ne de uluslarının bağımsızlığını kanıtlar. Halklar, tarihlerinin en felaketli dönemini yaşarken, Toplumsal Kültürün son kalıntıları, ulus-devletin çarklarında eritilmektedir.”

Üçüncü Dünya Savaşı Belirlemesi

Öcalan bu kitabında “Üçüncü Dünya Savaşı” kavramının da üzerinde duruyor. Bu savaşımın niteliği kitapta şöyle yer alıyor:

“Üçüncü Dünya Savaşı derken, olası gelişmeleri de göz önünde bulunduruyoruz. Nükleer silah dâhil en gelişkin silahlar kullanılacaktır. Sonuç, herhalde İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupa’sından pek farklı olmayacak hatta çok daha ağır olacaktır. Şu son on yıllık aşamadaki gelişmelerle kıyaslandığında, olası gelişmelerin dehşeti, daha anlaşılır olacaktır. Bölgede kalması halinde hegemonik sistem, mevcut durumla yetinemez. Her hegemonik sistem gibi galebe çalmak isteyecektir. Bu da İran’ın Şia eksenli bölgesel etkinliğinden vazgeçip, Şahlık dönemindeki gibi uysal bir konuma gelmesini gerektirecektir. İran rejiminin olası bu durumu kabul etmesi, ölümüyle özdeştir. Bütün belirtiler, bölge üzerindeki etkinlik çabalarının artarak devam edeceğini göstermektedir. ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın yeni bir aşaması, olasılık dışı değildir. Şu anki kararsız denge durumu, uzun süre devam edemez…

Üçüncü Dünya Savaşı bir gerçektir ve ağırlık merkezi Ortadoğu coğrafyası ve kültürel ortamıdır. Sadece ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın yoğunluk merkezi olan Irak’ta yaşananlar bile buradaki savaşın bir ülke ile ilgili olmadığını, dünya hegemonik güçlerinin çıkarları ve varlığı ile ilgili olduğunu gayet iyi açıklamaktadır. Bu savaş, ancak İran’ın tamamen etkisizleştirilmesi, Irak ve Afganistan’ın istikrara kavuşturulması, Çin’in ve Latin Amerika’nın tehdit olmaktan çıkarılmasıyla sonlandırılabilir. Dolayısıyla savaşın daha ortalarındayız…

Bazen diplomasi, bazen şiddet yoğunlaşacaktır. Gündeme, şiddetli ve kontrollü ekonomik krizlerle müdahale edilecektir. Alanların önceliği değişecek ama şöyle veya böyle savaş, komple olarak birçok alanda cereyan edecektir. Ancak savaşın bu temel doğası göz önüne getirildiğinde, bana yönelik 1998 operasyonunun neden uluslararası çapta yürütüldüğü ve NATO’nun en büyük Gladio operasyonu olduğu daha iyi anlaşılacaktır.”

İran'ın Karşı Hegemonya Çabası 

İran-İsrail çekişmesi de Öcalan tarafından “1979 İran İslâm Devrimi, Ortadoğu’ya özgü sınırları çizilen ulus-devlet minimalizmine ve denge sistemine karşı önemli bir tavır geliştirdi. Başından itibaren İsrail hegemonyasına karşı kendi hegemonyasını dayattı. Türkiye Cumhuriyeti ve Arap ulus-devletleri, İsrail’i mümkün kılan ulus-devlet sisteminin meşruiyetini kabul etmiş oldukları halde, İran İslâm Devrimi, tüm tutarsızlığına rağmen çizilen statüyü olduğu gibi kabul etmemiş, karşı hegemonyayı oluşturma çabasına girişmiştir. Günümüzde gözlemlenen İran-İsrail gerginliği, sadece iki ulus-devlet arasında olmayıp, hegemonya peşinde koşan iki güç sistemi arasında cereyan etmektedir” sözleriyle değerlendiriliyor. 

Çözüm Önerileri         

Öcalan, yine aynı kitabında yaşanan sorunları aşmanın yolunun “Demokratik Modernite”den geçtiğini kaydediyor. Öcalan’ın çözüme ilişkin vurguları da şöyle: “Çözümün, demokratik ulus, onun bedenleşmiş hali olan demokratik özerklik modeliyle gerçekleşebileceğine inanmaktayım. Demokratik Özerklik Modeli, sadece Kürtler ve Kürt Sorununun çözümü için değil benzer sorunları yaşayan Arap, Türk, İran, Afganistan, Kafkasya toplumları ve diğer tüm toplulukların sorunlarının çözümü için de hayati önem taşımaktadır… Bunun için gerekli tek şart, Türkiye, Suriye ve İran hükümetlerinin siyaseten çözüm iradesi göstermeleridir. Tarihsel-Toplumsal gerçekliğin de kanıtladığı gibi tüm bu devletlerle var olan sorunların ancak demokratik özerklik temelinde, barış içinde ve demokratik siyasal yöntemlerle çözülebileceğine inanmaktadır. Eğer ulus-devletler, bu gerçekleri ve demokratik anayasal çözümleri kabul etmezlerse, kendini demokratik özerk bir siyasi otorite olarak yaşatabilecek ve savunabilecek güçte ve kararlılıktadır.” 

İki Yol Önerisi

Öcalan’a göre “Demokratik Özerklik” çözümü şu şekilde yaşam bulabilir: “Demokratik Özerklik Çözümü, iki yolla uygulanabilir:

Birinci yol, ulus-devletlerle uzlaşmayı esas alır. Somut ifadesini demokratik anayasal çözümde bulur. Halklar ve kültürlerin Tarihsel-Toplumsal mirasına saygı gösterir. Bu mirasların kendilerini ifade etme ve örgütlenme özgürlüklerini, vazgeçilmez temel anayasal haklardan sayar. Demokratik özerklik, bu hakların temel ilkesidir. Bu ilkenin başlıca koşulları, egemen ulus-devletin her türlü inkâr ve imha politikasından vazgeçmesi, ezilen ulusun da kendi öz ulus-devletçiğini kurma fikrini terk etmesidir. Her iki ulus, bu yönlü devletçi eğilimlerden vazgeçmedikçe Demokratik Özerklik Projesinin hayata geçirilmesi zordur. AB ülkelerinin üç yüz yılı aşan ulus-devlet deneyimlerinin sonunda vardığı aşama, ulus-devletlerin bölgesel, ulusal ve azınlıksal sorunların çözümünde, demokratik özerkliği, en iyi çözüm modeli olarak kabul etmeleridir.

Demokratik özerkliğin ikinci çözüm yolu, ulus-devletlerle uzlaşmaya dayalı olmayan, kendi projesini tek taraflı pratikleştirme yoludur. Geniş anlamda demokratik özerkliğin boyutlarını hayata geçirerek, Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını gerçekleştirir. Şüphesiz bu durumda, bu tek taraflı demokratik ulus olma yolunu kabul etmeyecek olan egemen ulus-devletlerle çatışmalar, yoğunlaşacaktır. Kürtler bu durumda, ulus-devletlerin ister tek tek ister ortaklaşa saldırıları karşısında, ‘varlıklarını korumak ve özgür yaşamak için topyekûn seferberlik ve savaş pozisyonuna geçmek’ten başka çare bulamayacaktır. Savaş içinde olası bir uzlaşma veya bağımsızlık sağlanıncaya kadar özsavunmaları temelinde, demokratik ulus olmayı tüm boyutlarıyla ve öz güçleriyle geliştirmek ve gerçekleştirmekten geri durmayacaklardır. Daha şimdiden Irak, İran, Suriye ve Türkiye’deki ulus-devletlerin yol açtığı bunalım, çatışma ve çıkmazların aşılmasında Demokratik Ulus Çözümü dışında bir olasılık pek gözükmemektedir.”

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi

Aynı kitapta ABD’nin Ortadoğu’da yıllardır gerçekleştirmek istediği Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) de özel atıfta bulunuyor Öcalan. BOP hakkında önemli çözümleri olan Öcalan, projenin vücut bulup bulmayacağı hakkında şu görüşleri sıralıyor: “Bunun başarı şansı pek yoktur. Çünkü bu proje, ulus-devletlere dayalıdır. Benzer birçok proje, Ortadoğu’yu daha çok karışıklığa itmiştir. Son projenin yol açtığı durumlar da farklı olmamıştır. Ulus-devletçilik mantığı aşılmadıkça hiçbir proje, Ortadoğu’yu yaşadığı derin bunalımlar ve sorunlardan kurtaramaz, çatışmalar ve savaşlardan alıkoyamaz. Gerek var olan Arap Birliği gerekse İslâm Konferansı Örgütleri, aynı ulus-devlet mantığıyla sakatlanmış oldukları için, hiçbir sorunu çözümleyici rolleri olmamıştır. Mevcut zihniyet ve yapılanmalarını aşmadıkça, çözüm şansları da olamaz… Tüm bu eski ve yeni ulus-devlet oyunlarının, Ortadoğu’yu getirdiği durum gözler önündedir. Ortadoğu’nun bu durumu, bütün açıklığıyla sergilediğimiz gibi yapısaldır ve bu da ulus-devletçilikten kaynaklanmaktadır. Aynı açıklıkla belirttiğimiz gibi Demokratik Modernite’nin Demokratik Ulus Zihniyeti ve Demokratik Özerklik Yapılanması, bu kaotik durumdan çıkışın en uygun eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik modelidir, yeni paradigmasıdır. Herkese, her topluma kalıcı barışın ve güvenliğin yolunu gösteren bir modeldir.” 

Bir Halkı Savunmak

Öcalan’ın yine İmralı’da kaleme aldığı savunmalarının toplandığı ve 2004 yılında ilk baskısı yapılan “Bir Halkı Savunmak” kitabında ise, ABD’nin Ortadoğu’ya gelişi ve oradaki hesaplarına vurgu yapılmıştı. Öcalan bu kitabında, “Bir Kaos döneminden geçildiği açıktır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında da benzer süreçler yaşanmıştır. Birincisinde Sovyetler Birliği, ikincisinde faşist Almanya, kaostan çıkışta dengesiz iktidar bloklarının oluşmasına yol açtı. İki büyük imparatorluğun (Osmanlı ve İran İmparatorlukları) kalıntısından ortaya çıkan tüm devletler, ne Sovyet ne de Batı klasik sistemini hazmedecek durumdaydılar. Sistemler arası güç dengesinden yararlanarak 1990’lara kadar gelebildiler. Sovyetlerin çözülüşüyle bozulan denge, iktidar parçalarını daha da serserileştirdi. Yeni hâkim küresel sistemle bu biçimde yaşanamazdı. ABD’nin bir koalisyonla bölgeye girişi, bu nedenledir. Sistemin parçalı kriz durumu, bölgede tam bir kaos niteliğindedir. Üçüncü Dünya Savaşı benzetmesi, kendine özgü koşullar altında pek yabana atılamaz. Aslında Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında bitmemiş hesapların konsolidasyonu söz konusudur. Yeni despotik rejimlerin gündeme sokulması, küreselleşmenin mantığına uygun düşmemektedir. Sistem, devlet bloklarına değil, talepkâr halk yığınlarına açılmak zorundadır. Bu da zenginliklerden pay alma ve demokrasiyi gerektirmektedir” belirlemesinde bulunmuştu.

"İran Da Türkiye De Iraklaşır"

Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğu ve 2001 yılında kitap olarak basılan “Sümer Rahip Devletlerinden Demokratik Uygarlığa” kitabında da benzer tespitlerde bulunuluyor. Öcalan'ın bundan 19 yıl önce günümüzü gören nitelikteki değerlendirmesi ise şu şekilde: “21. yüzyılın başlangıcında, demokratik çözüm ve onurlu bir Kürt barışını gerçekleştirmek büyük önem taşımaktadır. Daha uzun süre erteleme ve çürütme yöntemleri, tüm bölgeyi İsrail-Arap, İran-Irak savaşından çok daha kapsamlı ve uzun süreli uğraştıracak potansiyeldedir. Coğrafya, artan nüfus ve yoğunlaşan sosyo-ekonomik bunalım, kapsamlı isyan ve savaşlar için her şeyi sunmaktadır. Yeni bir patlama, çeyrek bir asrın daha kaybı anlamına gelebilir. Sonuçta yine aynı noktaya gelinecektir. Sorunun kökenindeki güvensizlik, korku ve aşırı dogmatik yaklaşımlar; 20. yüzyıl hatta tüm 19. ve 20. yüzyıl boyunca çağdaş bir yaklaşımı devre dışı bıraktı. 21. yüzyılın artık böyle yürümemesi gerektiği açıktır. Zaten mevcut statüyü, çağa kabul ettirmek imkânsızdır. Bundan çıkışın yolu demokratikleşmedir. Bu diyalektiği Irak ve halen yaşanan Suriye örneğinde gözlemek zor değildir. Saddam demokratikleşmediği için gitti, Esat demokratikleşmediği için Suriye’nin durumu ortada. Eğer demokratikleşmezse İran da Türkiye de Iraklaşır, Suriyelileşir."

Ya Demokratikleşme Ya Da Çözülme

Kitabında tüm Ortadoğu ülkelerinin demokratikleşmesi gerektiğini ısrarla vurgulayan Öcalan, “Tüm Ortadoğu ülkeleri, ya tam demokratikleşme ölçüleriyle buluşup çağdaş uygarlığın olumlu yönleriyle uzlaşarak çelişkilerini çözüp ilerleme yoluna girecekler; ya da şimdiye kadar denedikleri yöntemlerde ısrar edip çürüme ve bunalımlarını daha da derinleştirerek, teslimiyet sınırında seyredeceklerdir” uyarısında bulunmuştu.

Yeni yorum ekle