Ana içeriğe atla

Salih Müslim'den 2019'un önemli gelişmelerine ilişkin değerlendirme

Kurdistan
Rojava

2019 yılına ilişkin ANHA’ya değerlendirmelerde bulunan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Diplomasi Bürosu Eşbaşkanı ve parti sözcüsü Salih Muslim, DSG öncülüğünde bölge halkının DAİŞ’e karşı yürüttüğü mücadelenin önemine işaret ederken, Kürtler arası birlik çalışmalarında önemli gelişmelerin olduğunu söyledi.

Müslim’in 2019 yılında yaşanan bazı konu başlıklarına ilişkin değerlendirmesi şöyle:

Ulusal Birlik'ten yanayız

Rojava Devrimi’nin başından bu yana ulusal birlik çağrısı yaptıklarını belirten Müslim, “Partiler arasında bir ortaklık yaratmaya çalıyoruz. Ancak halen kimi taraflar, düşmanın amaçlarına hizmet ediyor ve ulusal birlikten kaçıyor. Ulusal birlik cesaret ister, cesur adımların atılmasını ister. Ancak kimi partiler halen cesurca davranamıyor” şeklinde konuştu.

Halen kimi Kürt siyasi partilerin dış güçlerin menfaatleri doğrultusunda hareket ettiği eleştirisini yapan Müslim, “Kürt halkı, Kürdistan’ın dört parçasında ulusal birliğe bağlıdır. Halk birlik içerisindedir. Bu birliği Kobanê direnişinde de gördük. Kürdistan’ın dört parçasının her kent ve ilçesinden gençler, bölgeyi özgürleştirme uğruna şehit oldu. Halkın kimliği, onuru ya da bir soykırım tehlikesi söz konusu olduğunda halk, yapılan tüm çağrıları büyük bir cesaretle yerine getiriyor. Ancak cesaretsiz olan dışarıya bağlı davranan kimi partilerdir” ifadelerini kullandı.

2019 yılında büyük bir umut oluştu

Kürt ulusal birliğinin önemine değinen Müslim, “Ulusal birlik tüm Kürtlerin ortak arzusudur. Kürt halkıyla eşitlik temelinde ortak yaşam sürdüren tüm halklar, ulusal birliği kurtuluş yolu olarak görüyor. Ulusal birlik, güç ve kazanımların savunulması demektir. Bütün halklar bunu böyle görüyor. Kürtlerin demokratik ulus projesi tüm halkların özgürlük umudu ve mücadelesini destekliyor. Bugün Kürdistan’da ulusal birliği kim istemez ki?” diye sordu.

Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) kurulduğu günden bu yana ulusal birlik için açık ve ciddi bir çalışma yürüttüğünü söyleyen Muslim, şöyle devam etti:

“Kürt halkı da ulusal birlik talebinde açık ve ciddidir. Bu uğurda büyük fedakârlıklarda da bulunmuştur. Halk olarak önemli ve büyük bir sürecin içinde olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ulusal birlik için 2019 yılında büyük bir umut oluştu. Bu sadece siyasi partilerle değil sivil toplum kuruluşlarının girişimiyle oluştu. Tüm güçler, ulusal birlik için birbirlerini tamamlıyor. Halkı yalnızca siyasi partiler temsil etmiyor.”

IŞİD bazı bölgesel güçlerce ortaya çıkarıldı

DSG tarafından IŞİD’in coğrafi olarak bitirilmesi ve bölgede terörü sonlandırmak için yürütülen mücadeleye değinen Müslim, IŞİD sonrası dönemi ciddi okuduklarını, ancak büyük güçlerin küresel teröre karşı ortak bir gelecek planı olmadığına işaret ederek, çetelerin ve onları destekleyen ülkelerin yargılanması için uluslararası mahkemenin kurulması çağrısı yaptı.

IŞİD ve diğer çete gruplarının, Suriye’de devrim hareketlerinin ve siyasi krizin ortaya çıktığı ilk dönemde olmadığını, Suriye genelinde gerçekleştirilen halk eylemlerinin de barışçıl temelde geliştiğine vurgu yapan Müslim, bu barışçıl eylemlerin daha sonra silahlı çatışmalara dönüştüğünün altını çizdi.

Müslim sürecin gelişmesine dair şöyle konuştu, “Fakat sonra silahlı çatışmalar yaşanmaya başlandı. Rejim şiddet kullanmaya başlayınca diğer güçler de silah kaldırdı. O dönemler İhvancılar (Müslüman Kardeşler) ve diğer cihatçı gruplar vardı, ama daha IŞİD ortaya çıkmamıştı. Bütün ülkeler Suriye’deki rejimin değişmesinden yanaydı ve Suriye’deki tüm silahlı grupları kabul ediyor, tanıyorlardı. IŞİD’in ortaya çıkışı herkesi şaşkına çevirdi. Özellikle karanlık ideolojisi ve kirli uygulamalarıyla herkesi şaşkına çevirdi. IŞİD’in bölgesel güçler tarafından ortaya çıkarıldığı ve bölgedeki çıkarlar için kullanıldığı ortadaydı. IŞİD çetelerinin dünyanın 4 bir yanında gerçekleştirdiği katliam ve saldırılardan dolayı bütün dünya endişe içindeydi.”

IŞİD'in ortaya çıkışındaki ilk amaç Kürt halkının soykırımıydı

IŞİD çetelerinin ortaya çıkarılmasındaki öncelikli amacın Kürt halkı ve diğer halklara yönelik soykırım olduğunu kaydeden Müslim, bu örgüte destek veren ve vermeye de devam eden devletlerin başında da Türkiye’nin olduğunu belirtti.

“Çünkü öncelikle bu çeteler onların çıkarlarına hizmet ediyor. IŞİD bu yüzden Şengal’e saldırdı ve Hewlêr sınırına ulaşıp Rojava ve Güney Kürdistan arasında kendisine bir cephe oluşturdu. Ardından Kobanê’ye saldırtılarak bölgedeki Kürt halkını soykırımdan geçirmek istedi.”

Dünya için büyük bir tehlike olan IŞİD ve diğer çete gruplarına karşı YPG-YPJ’den başka karşı duran olmadığı belirten Müslim, devamla: “Uluslararası Koalisyon güçleri, bu teröre karşı yanıt olmak için ortak hareket etti. Kobanê’de olduğu gibi IŞİD yenildi ve Baxoz’da ise işgal alanları tamamen bitirildi. IŞİD dogmatik bir örgüttür. Eğer IŞİD’e karşı savaşmazsak o zaman birçok ülkeye saldırı gerçekleştirebilirler. Biz yıllar öncesinden IŞİD hücre yapılarına karşı savaş planımızı kurmuş durumdayız. Ancak söz konusu devletlerin böyle bir planı yok ve IŞİD’in bittiğini düşünüyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Müslim, IŞİD’e karşı mücadelesinin sonuçlarına ilişkin de şunları söyledi: “Bütün dünyanın tek düşündüğü ‘IŞİD nasıl bitecek?’ oldu. Fakat DSG güçlerinin, IŞİD’in toprak hakimiyetini bitirdiğini açıklamasının ardından bu savaşın sonuçları hala devam ediyor. 70 binden fazla IŞİD’li kadın ve çocukları kamplarda bulunuyor. Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerindeki hapishanelerde binlerce tutuklu DAİŞ çetesi var.

Kimi güçlerin IŞİD’in coğrafik olarak bitirilmesinin ardından plan yaptıklarını biliyoruz. IŞİD bitirilsin diye lideri öldürüldü. Ama IŞİD gerçek anlamda bir ideoloji ve zihniyettir. Böylesi bir örgütün coğrafik olarak bitirilmesi, onun tamamen bitirilmesi için belirleyici değildir. Çünkü hücreler halinde de hareket ediyorlar ve eğer önünde durulmaz ve IŞİD’e karşı savaşta yeni bir aşamaya geçilmezse bu örgüt daha fazla ülkeye yönelebilir. Bize göre bu örgüt bitmedi ve bütün bölgelerimizde mücadele yürütüyoruz.”

 IŞİD'in ortaya çıkmasında başlıca sebep Türkiye'dir

Müslim, IŞİD’in uluslararası bir terör örgütü olduğunu ve birçok ülkede saldırılar gerçekleştirdiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Biz de bu sebeple DAİŞ’lilerin yargılanması için uluslararası bir mahkemenin kurulmasını istedik, istiyoruz. Böylece uluslararası bir çözüm sağlanarak IŞİD’in bitirilmesi sağlanacak; bu örgüte destek veren, perspektif sunan ve önlerini açan ülke ve yapılardan hesap sorulacak. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda uluslararası mahkemenin elzem olduğu ve bu hastalıklı yapının sonunu getireceği anlaşılmalıdır. Elimizdeki belgeler ve verilerle şunu açıkça belirtiyoruz; IŞİD’in ortaya çıkmasında başlıca sebep Türkiye’dir. Türkiye sömürgeci, bizim soykırımımız temelinde milliyetçi çıkarlarını gerçekleştirmek için bu örgüte destek vermiştir.”

ABD’nin Suriye'den çekilmesi

Salih Müslim, ABD’nin Suriye’den güçlerini çekmesinin yanlış bir karar olduğunu belirterek konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı: “ABD Başkanının Suriye’den güçlerini çekmesi yanlış bir karardı. Uluslararası koalisyonda aktif yer alan ülkelerin hepsi bu kararı reddetti. Avrupa ülkelerinin çoğu da bu karara tepki gösterdi. Pentagon, ABD Kongresi, ABD kamuoyu ve Avrupa’nın tamamı, çekilme kararını Kürtlere yapılmış bir ihanet olarak nitelendirdi. Çünkü ABD yönetimi bu kararla, bütün meseleleri kulak ardı ederek bölgeye ilişkin verdiği sözleri yerine getirmedi. Zaten sonradan bu kararın Erdoğan ile Trump arasındaki şahsi bir karar olduğu da gün yüzüne çıktı.

Şunun da bilinmesini isterim; biz en başından beri de sırtımızı onlara dayamadık. Onların Suriye’ye gelmesini ve bizi savunmalarını isteyen biz değildik. Aramızda sadece dünya terörüne karşı oluşturulan bir koalisyon var ve bu uluslararası bir konudur. Biz de bu koalisyonun bir parçasıyız” dedi.

ABD kendi çıkarlarını korumak için bölgede kaldı

“ABD ile aramızda anlaşma ve verilmiş sözler olduğu için bunu ihanet olarak görüyoruz” diyen Müslim, buna ilişkin ise şöyle konuştu:

“Örneğin anlaşmaya göre IŞİD tamamen bitirilene kadar ABD bölgede kalacaktı. Ancak IŞİD tamamen bitirilmeden Trump geri çekilme kararı verdi. Oysaki anlaşmaya göre, IŞİD’in ardından bölgede savaş ve terör sonlanmadan, barış ve güvenlik oluşmadan, bölgenin alt yapısı yeniden inşa edilmeden bölgeden çekilme olmayacaktı. ABD, bölgedeki diğer dış güçler gibi kendi çıkarları doğrultusunda bölgede kaldı. Amerika eğer buradan çekilirse Ortadoğu’nun tamamından çekilmiş olur. ABD kamuoyunun tamamı da konuya böyle bakıyor” dedi.

Türkiye'nin Rojava'ya dönük saldırıları

Türk devletinin bölgedeki siyasetine ve saldırılarına da değinen Müslim, “Türk devleti NATO’nun etkili bir üyesidir. Elinde şantaj yapmasına olanak sağlayacak birçok koz da var. Ancak, Türkiye aynı zamanda siyasi ve askeri olarak NATO’dan en fazla faydalanan devlettir. Çünkü her zaman onunla ortak olan ve Ortadoğu’da stratejik bir şekilde siyaset yürüten ülkeleri ikna ediyor ve menfaatlerini bölgede sürdürüyor.

Bugün koşullar çok fazla değişti. ABD’nin bölgede çıkarları var. Rusya’nın da öyle. Şimdi Türkiye NATO’dan faydalanmaya çalışıyor. Silah desteğinden bölgelerimize yapılan duvarlara kadar her şey NATO’nun parasıyla karşılanıyor. Türkiye bugün NATO’nun bazı tarafların kendisine destek vermediğini görüyor. Rusya, Türkiye’yi zayıflatmak için NATO’dan çıkmasını istiyor. Aynı şekilde Avrupa Birliği’ne katılımı mümkün değildir. Çünkü istekleri Avrupa’nın demokrasi vb. taleplerine göre değil” diye konuştu.

Salih Müslim, Türk devletinin bölgede yapmak istediklerine işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye bir taraftan Osmanlı dönemini geri getirme ve komşu ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahale etme doğrultusunda hareket ediyor. Bu hareket hiç kimse tarafından kabul edilemez.  Türkiye’nin içte ve dışta yaşadığı kriz gün geçtikçe artıyor. Bütün devletlerin savaş ve kriz istemediğini bildiği için herkesi terör ve mültecilerle tehdit ediyor.

Amerika bizimle Türk devleti arasında bir uzlaşının olmasını istedi. Ama aynı zamanda bizim ile Türkiye arasındaki savaşa müdahale edemiyor. Çünkü bizim için stratejik bir güç ve ittifaktır. Aynı zamanda bizim için kendi ittifakı konumunda olan devletle de savaşmaya hazır değil. Savaşı sonlandırmak ve ortak bir çözüm için bize dönük bir yaklaşım göstermeye çalışıyor.  Ancak Türkiye durumu zorlaştırıyor ve belirli planları var.”

Suriyeliler arası diyalog

Garantörler ve diğer ülkelerin Suriye halkıyla dayanışma ve onları krizden kurtarma bahanesiyle Suriye’ye müdahalede bulunduğunu kaydeden Müslim, “Herkes, neyin nasıl olduğunu görüyor. Eğer Suriye halkının barışçıl bir çözüme ulaşmasını istiyorlarsa garantörlerin toplantılarına ve savaşa gerek olmadığını belirtiyoruz” diye konuştu.

En büyük engel Baas Zihniyeti

Salih Müslim, iç sorunların çözümü önündeki en büyük engelin, Baas rejimindeki mevcut zihniyet olduğuna vurgu yaparak, “Baas rejimi meseleleri büyüterek sorunların derinleşmesine neden oluyor. Bu Suriye’yi savaşa, ölüme ve yıkıma sürüklüyor. Rejimin Suriye’de çözüm metodu ve ele alış tarzı şöyle; ‘Dışardan bir terörist, bir mihrak komployla Suriye’yi karıştırdı fakat amacına ulaşamadı. Bu yüzden her şey 2011 yılı öncesine dönmeli.’ 2011’den önce ne vardı? Her konuda sindirme, haksızlık ve demokrasi ihlali vardı. Acaba bu kadar şeyden sonra, bu yüzyılda bu zihniyeti kim kabul eder? Suriye rejimi her zaman gücünü bu metotta, bu zihniyette görüyor. Aynı zamanda sırtını Rusya ve İran gibi dış güçlere yaslıyor” diye kaydetti.

Bölgede Demokratik Ulus Projesini hayata geçirdik

Suriye’de yaşayan tüm bileşenlerin Türk işgali ve rejim egemenliğini reddettiğini söyleyen Salih Müslim,

“Her alanda demokratik çözüm yöntemlerinin mümkün olduğunu görüyoruz. Suriye’nin kuzeyinde geliştirdiğimiz demokratik ulus bir projedir. Suriye’nin tüm bölgelerinde bu proje uygulanmalıdır. Örneğin Dürziler, farklı özelliklere sahip bir toplumdurSuriye’nin tamamında Ermeni, Asuri, Süryani, İsmailî, Êzîdî, Alevi gibi farklı birçok inanç ve kültür grubu var. Bu yüzden tüm bu toplumsal ve etnik yapıların haklarını koruyacak bir sisteme ihtiyaç vardır.

Bununla birlikte Suriye toplumunun çoğu rejimi kabul etmiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’de 6 milyondan fazla kişi yaşıyor. Tebqa, Reqa, Derazor ve Minbic olmak üzere bölgede yaşayan halklar, Türk işgalini ve rejim egemenliğini reddediyor. Demokratik bir sisteme sahip, birlik olmuş bir Suriye istiyorlar. Halklar, her zaman direniş cephelerinde birlikte mücadele etti. Bölge halkı kriz içerisinde oluşturdukları demokrasi, adalet, hak ile kazanımlarını terörist ve işgalcilerden korumak dışında hiçbir şey istemiyor ve kabul etmiyor” şeklinde konuştu.

 

Yeni yorum ekle