Ana içeriğe atla

HDP'den kayyum tepkisi

HDP

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, HDP'li belediyelere kayyım atanmasına gösterdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar şöyle dedi:

"Bugün sabahın erken saatlerinden itibaren Batman, Silvan, Lice, Ergani ve Eğil belediyelerimiz ablukaya alındı. Yapılan operasyonlarla Batman Belediye Eşbaşkanımız Mehmet Demir, diğer Eşbaşkanımız Songül Korkmaz, Silvan Belediyesi Eşbaşkanımız Naşide Toprak, Ergani Belediyesi Eşbaşkanımız Ahmet Kaya, Eğil Belediyesi Eşbaşkanımız Mustafa Akkul, Yenişehir Belediyesi Eşbaşkanımız, ki yerine kayyım atanmıştı, Belgin Diken, Batman Belediye Eşbaşkan yardımcıları Şehriban Aydın ve Salih Çetinkaya ve Batman Belediye Meclisi Eş Sözcüsü Şükran Çelebi gözaltına alındı."

Bakanlıktan henüz resmi bir açıklama yapılmadığına dikkat çeken Sancar, "Ayrıca belediye başkanlarımıza da doğrudan herhangi bir tebligat gerçekleşmedi. Yani bu operasyonun niteliği ile ilgili resmi kaynaklardan bir bilgi kamuoyuna yansımış değil. Ancak geçmişteki tecrübeler de göz önüne alındığında bir kayyım operasyonu ile karşı karşıya olduğumuza dair pek çok veri var. Dileriz böyle bir operasyon değildir. Dileriz iktidar kayyım uygulamasını bu şartlarda yeniden gündeme sokmuyordur. Ama maalesef elimizdekini de paylaşmak bizim görevimiz" ifadesini kullandı.

Sancar'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"Bizler başından beri insanlığı tehdit eden büyük bir tehlikeden söz ettik ve bu tehlikeye karşı hem ülkede hem de uluslararası alanda dayanışmayı zorunlu gördüğümüzü belirttik. İnsanlık  bu büyük tehdidi ancak dayanışma ile aşar dedik. İktidara da bu yönde çağrılar yaptık, halk sağlığını düşünmesi, halk sağlığı için gerekli tedbirleri alması uyarısında bulunduk. Önerilerimizi düzenli olarak kamuoyu ile paylaştık ama görüyoruz ki iktidar dayanışma yerine kutuplaştırma politikalarını tercih ediyor. Bu, iktidarın insanlığı tehdit eden büyük tehlikeler karşısında bile öncelikle kendi bekasını düşündüğünü gösteriyor. Halkı değil kendi iktidarını düşünen, iktidarını nasıl sürdüreceğini düşünen bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. 

Biz demokrasi, şeffaflık istedik. Böylece halkın güveninin kazanılabileceğini vurguladık. Bu tehditle ancak bu çerçevede bir mücadelenin mümkün olduğunu söyledik. Ancak iktidar her türlü otoriter yöntemi uygulamaya devam ediyor. Ve bu konuda da herhangi bir değişiklik yapma niyetinde olmadığını bütün yaptıklarıyla ortaya koyuyor. Biz şeffaflık diyoruz iktidar karanlığı seçiyor, biz demokratik katılım diyoruz iktidar otoriterliği, keyfiliği tercih ediyor. Biz halk sağlığı dedikçe iktidar halka saldırıyor, halk iradesini yok sayıyor, halkın sağlığını tehdit eden durumları ortadan kaldırmak yerine halkın iradesini ortadan kaldırmaya yöneliyor.

Sevgili halkımız, bu bir fırsatçılıktır. İktidar bu büyük tehlikeyi insanlık için en ağır tehditlerden biri olduğu söylenen bu salgını bir fırsat olarak kullanmaya çalışıyor. Bunun siyaseten kabul edilebilir bir yanı olmadığı açıktır. Ancak sadece siyaseten değil ahlaken de kabul edilebilir bir yönetim pratiği değil. Bu fırsatçılık başka alanlarda da karşımıza çıktı salgından beri. Bu salgının pandemi olarak ilan edilmesinden beri bütün ülkeler, uluslararası kuruluşlar insan sağlığını esas alan çalışmaların öne çıkarılması gerektiğini söylerken bu iktidar bu tehdidi, bu salgını kendisi için bir fırsata çevirmeye çalışıyor. 

Biliyorsunuz daha önce bir paket açıklandı salgınla mücadele gerekçesiyle. Fakat pakete baktığınızda halk sağlığını düşünen tedbirlerin yer almadığını gördük. İktidar o paketi de bir fırsat olarak değerlendirdiğini zaten saklamadı, ifadeleriyle, tavırlarıyla bunu açıkça da gösterdi. Oradaki fırsatçılık rant amaçlı, oradaki fırsatçılık sermayeye yeni değer transferleri amaçlı bir nitelik taşıyordu. Oysa beklenen şuydu: Halkı koruyacak etkili sosyal ekonomik tedbirler alınmalı, sağlık konusunda da her türlü imkan seferber edilmeliydi. Mesela en büyük risk grubunu oluşturan sağlık emekçilerinin gerekli ekipmanlarla donatılması gerekiyordu. Ama iktidar bu konuda herhangi bir adım atmadı, herhangi bir açıklama da yapmadı. Şimdiye kadar TTB gibi saygın meslek örgütlerinden yapılan açıklamalar da gösteriyor ki sağlık emekçileri kendi kaderine terk edilmiş durumda. 

Öte yandan sokağa çıkmama evde kalma çağrıları da gerekli tedbirlerle desteklenmiyor. Evde kalanların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı konusunda herhangi bir tedbir ilan edilmiyor. Ayrıca ücretli izin uygulaması talep etmiştik. Sadece biz değil pek çok çevre bunun gerekli olduğunu söylüyordu ama iktidar buna da yanaşmadı. Dolayısıyla hükümetin asıl olarak yoksulları, işsizleri, emekçileri korumaya yönelik tedbir alması gerekirken başka yöntemlerle kendi rant çevresine transfer yapmaya çalışıyor. Bu fırsatçılıktır ve halkımızın da bunun farkında olduğundan eminiz. 

Biz bu uygulamanın demokrasiye, halk iradesine, toplumun bütününe yönelik bir saldırı olduğunu vurgulamak istiyoruz. Burada yapılan şey sadece Kürt illerindeki belediyelerin gaspı değil aynı zamanda ülkenin ve toplumun demokrasi inancının yok edilmesidir. Burada yapılmak istenen şey bütün Türkiye halkının çıkarlarını gözetmek değil Türkiye halkını karamsarlığa, karanlığa, ümitsizliğe mahkum etmektir. Çok büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğumuzun herkes farkına varmalıdır. İktidarın uygulamaları toplumu tehdit ediyor. Bizler bu tehdidi tıpkı salgına yönelik yöntemlerde olduğu gibi ancak bütün ülkede demokrasi isteyen özgürlük ve barış isteyen eşitlik isteyen insanların dayanışmasıyla aşabiliriz. 

Bu mesele sadece Batman'ın, Silvan'ın, Ergani'nin, Lice'nin meselesi değildir. Bu mesele sadece HDP'nin meselesi değildir. Bu mesele bu ülkenin geleceğinin meselesidir. Bu mesele bu toplumun kendi iradesi ile kendini adil bir şekilde insan onuruna yaraşır bir biçimde yönetmesi meselesidir. Eğer bunu fark etmez ve gerekli dayanışmayı ortaya koymazsak daha büyük tahribatlar yaşamak kaçınılmaz olacaktır. Biz diyoruz ki bu tehditleri hem salgın tehdidini hem de iktidarın halkı yok sayan ve halkın geniş bir kesimini çaresizliğe terk eden politikalarını ancak hep birlikte dayanışmayla aşabiliriz. O nedenle herkesten beklentimiz iktidarın bu politikalarına etkili bir şekilde ses çıkarmasıdır.

Eğer biz bu ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, eğer biz bu ülkede demokrasi inancını canlı tutmak istiyorsak, eğer bu ülkede eşitlik temelinde kardeşçe bir yaşam sürmek istiyorsak bütün bunlara hep birlikte karşı çıkmalıyız. HDP olarak biz, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, çatışmacı dili ve politikayı reddettiğimizi sürekli söylüyoruz. Ancak bunu söylerken bu keyfi, bu antidemokratik, bu gaddar iktidar politikalarına sessiz kalacağımız da düşünülmesin. Esasen bu konudaki demokratik tepkilerimizi bütün meşru yollardan göstermek için hazırlıklarımızı yapıyoruz.

İrademize sahip çıkacağız, halkımıza sahip çıkacağız, bu topluma bu ülkenin geleceğine sahip çıkacağız. HDP olarak üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Bunun için de bütün gayretleri sarf ediyoruz. Ama bunu sadece HDP'nin meselesi olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. O nedenle vicdanlı her insana demokrasi isteyen her çevreye çağrı yapıyoruz: Dayanışma belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeydir bu zamanlarda. Dayanışma, geleceğimizi kurtaracak en önemli yöntem, en önemli anlayıştır. Dayanışma bizim demokrasiye ve özgürlüğümüze inancımızı canlı tutmamız için mutlaka gerçekleştirmemiz gereken şeydir. 

Bu yüzden salgınla mücadeleyi sağlamak için de bu iktidarın halkı toplumu yok sayan politikalarını boşa çıkarmak için de hep birlikte ilkelerimize sahip çıkmalıyız. Bu ilkeler çok karmaşık değildir. .1 halkın sağlığı, toplumun huzuru, 2. demokrasi, halk iradesi, 3. hepimizin eşitliği, özgürlüğü, 4. kamu kaynaklarının en fazla ihtiyaç duyan kesimlere aktarılması, 5. hepimizin eşit onura sahip insanlar olarak görülmesi. Bu çerçevede bütün çevreleri, bütün iyi insanları, bütün demokratları dayanışmaya çağırıyoruz. Bu zor günleri mutlaka aşacağız. Fırsatçılık kaybedecektir hem de çok kara bir leke olarak bu ülkenin tarihine yazılarak kaybedecektir. Böyle bir tehditten fırsat devşirmeye çalışmayı ne bu ülkenin vicdanı ne bu ülkenin insanları ne de insanlık tarihi unutacaktır. Gerekli dersler mutlaka çıkarılmalı ve mutlaka bu gidişata birlikte dur denmelidir."

Sancar, toplantıda soruları yanıtladı:

Soru: Bu günlerde hükümetin kısmı af düzenlemesi konuşuluyor. Birkaç gün önce yapmış olduğunuz açıklamada kısmi af düzenlemesi konusunda iktidarla uzlaşabileceğinizi söylemiştiniz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Bizim doğrudan bir görüşmemiz henüz olmadı. Elbette Meclis'te grup başkanvekilleri arasında çeşitli sohbetler oluyor ancak bizim iktidarla bugüne kadar doğrudan herhangi bir temasımız olmadı. Burada da beklentimiz açıktır. Eşitlik ilkesi mutlaka esas alınmalıdır. Ayrımcılık kesinlikle kabul edilemez böyle bir ortamda. Daha önce de söyledik, yoksulları ve hassas durumda olan kurumları ve orada tutulan insanları tehdit ediyor. 

Bu konuda ayrımcı yaklaşım insanların hayatıyla keyfi bir şekilde oynamak anlamına gelecektir. Biz yapılacak düzenlemenin ayrımsız bütün mahkumları ve tutukluları kapsaması gerektiğini söylüyoruz. Temel yaklaşımımız budur ve bu yaklaşımdan vazgeçmemiz mümkün değil. 

Cezaevlerinde salgın tehlikesini gözeten, şeffaf bir yönetim istiyoruz

HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın sağlık durumu ile ilgili bir bilgi var mıdır? 

Bize avukatlar üzerinden gelen bilgilere göre sağlık durumu iyi, biliyorsunuz telefon görüşmeleri de artırıldı, ancak bunlar da bize göre yeterli değil. Sadece bu yollar üzerinden bilgi alabiliyoruz. Dolayısıyla aldığımız bilgilerin doğruluğu konusunda emin olmamız söz konusu değil. Dolayısıyla biz şeffaf bir yönetim istiyoruz. Tüm cezaevlerinde bu tehlikeyi gözeten, tüm tutuklu ve hükümlüler için bu ağır tehlikeyi göz önüne alan bir düzenleme yapılmasını istiyoruz. Cezaevlerinin ancak bu çerçevede güvenli hale gelmesi mümkündür. Aksi takdirde cezaevlerinde tutulan insanların sağlığı ve hayatı tehdit altında olacaktır.

Yeni yorum ekle