Ana içeriğe atla

İslami Hareket lideri: Kürtler düşmanlarından merhamet beklememeli

Güncel

Bızutnewe Genel Sekreteri İrfan Abdulaziz

Bızutnewe Genel Sekreteri İrfan Abdulaziz

Kürdistan İslami Hareket Partisi (Bızutnewe) Genel Sekreteri İrfan Abdulaziz, Bağdat’a giderek Irak Başbakanı Haydar Abadi ile görüşen partileri sert bir dille elkeştirerek, “Abadi bir kentinizi işgal ederek halkınızı öldürdü, sizde gidip elini öpüyorsunuz. Bu korkaklıktır” dedi.  

 

 

Abadi’yi çok iyi tanıdığını dile getiren Abdulaziz, Bağdat’tan bir çok defa davet aldığını ancak bu davetleri reddettiğini söyledi.  

 

İslami Hareket lideri Abdulaziz, Irak ve Kürdistan Bölgesi genel seçimleri, islami partiler arasındaki ittifak çalışmalarını ve gündemdeki diğer konuları Rûdaw’a değerlendirdi.

 

İslami partiler arasında seçim ittifakı için diyalog başlandı. Siz de arabulucu oluyorsunuz. Ortak bir liste ile seçime katılma konusunda bir anlaşmaya vardınız mı?

 

Daha önce ittifak kararı almıştık. Ancak sadece bu üç parti (İslami Topluluk, İslami Birlik ve İslami Hareket) arasında değil, selefi ve sofi grupların da katılımı ile gerçekleşecek bir ittifak için çabalarımız sürüyor. Toplantılarımızda sürekli bu üç partinin gerçekleştireceği bir ittifakın çok önemli olduğuna dikkat çektik. Ancak sadece biz ve Yekgırtu (İslami Birlik Partisi) arasında olsa da bu normaldir.

 

İslami Topluluk (Komel) Partisi bu ittifaka katılacak mı?

 

Komel ile iki çeşit işbirliğimiz var. Birincisi İslami Yardım Komisyonu kapsamındaki işbirliği ki bu hala devam ediyor. Ancak ortak liste ile seçime katılma konusunda Komel kardeşlerimiz farklı düşünüyor. Irak seçimlerine bağımsız katılmak istiyorlar.

 

Bağımsız katılmaları Kürdistan’daki İslami cephe için dezavantaj mı?

 

Bu parçalanmışlık hiç bir tarafa fayda sağlamaz. Kürdistan halkı, “İslami partiler bir varlık gösteremiyor, sürekli diğer partilerin peşinden gidiyor”diyor ve eğer böyle olursa bu haklı olduklarını gösterir. Dolayısıyla islami partilerin ortak siyasi projesi olmalı ve Kürdistan’daki bu durum karşısında sessiz kalmamalı.

 

Öte yandan, dini açıdan Kürdistan’da sakıncalı şeyler oluyor. Yüzde 95’i Sünni müslüman olan Kürdistan’da, internet üzerinden İslam’a, Kur’an’a ve dini değerlerimize saldırılar oluyor. Buna karşı sessiz kalmak Kabul edilir mi? Bu kadar şüpheli örgütün varlığına izin verilebilir mi? 2003’tan sonra Kürdistan’a bir çok şüpheli örgüt sızdı. Bunlar okul açıyor, çocuklarımızın ahlakını bozuyor. İyi bir para alarak bu ülkede din ve ahlakımıza karşı yayın yapan gazeteler olduğuna dair elimizde bilgiler var.

 

Komel’in muhalefet olduktan sonra Bızutnewe ve Yekgırtu’nun da oylarını toplayacağına dair savlar var. Sizce bu doğru mu?

 

Seçim olmadan bu savın doğu olup olmadığını bilemeyiz. Kürdistan’da bu konuda anketler de yapılmıyor. Ancak hükümete karşı yapılan gösterilerde göstericiler tüm partilere karşı aynı tavrı takındı.

 

Komel, Bızutnewe’den ayrıldıktan sonra her yıl oy oranını arttırdı. Sizce bunun sebebi neydi?

 

2001’de Komel ayrılığını ilan ettiğinde biz Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile olan çelişkilerimizden dolayı meydanı terk ettik ve  siyasi arenadan çekildik. Bu yüzden meydan Komelli kardeşlere kaldı. 2008’de döndükten sonra İslami Hareket’i yeniden düzenleyip örgütledik.

 

Partinizin oy oranına ilişkin elinizde herhangi bir veri veya rakam var mı?

 

Önümüzdeki ay bunun için bir anket gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. O zaman partimizin ağırlığı anlaşılacaktır.

 

Kürdistan Parlamentosu’nda tek bir sandalyeniz var. sizce bu seçimde bu sayı artar mı?

 

Partimizi yeniden örgütlediğimiz dönemde televizyonsuz, propagandasız iki sandalye kazandık. Kürt partileri Irak seçimlerinde stratejik bir hata yaparak ortak bir liste ile katıldılar. O dönem ben parti lideri değildim ve oy kullanmadım. Daha sonraki Kürdistan seçimlerinde ise halkın Bızutnewe’ye olan inancı azaldığından sadece bir sandalye kazandık.

 

İslami olmayan bir parti ile ittifak kurmayı doru buluyor musunuz?

 

Bütün partilerle işbirliği ve ittifak kurulabileceğine inanıyoruz ancak bu konuda tavrımız farklı. Olaya dini ve siyasi açıdan bakıyoruz. Siyasi açıdan tüm partilerle işbirliği yapılabileceğine inanıyoruz. Bunun içinde bir şartımız var, karşı taraf dini düşüncemize saygu duymalı.  

 

Neden Irak seçimlerine katılmama kararı aldınız? Sandalye kazanamayacağınızı düşündüğünüz için mi?

 

Hayır, mesele sandalye alıp almamak değil. Biz parti olarak Irak seçimleri için kayıt yapmadık. Irak meselesi çok karmaşık zaten. Ayrıca bu perişan halimizle Bağdat’a gidersek hiç bir etkinliğimiz olmaz. Kürdistan’daki duruma karşı duyduğumuz memnuniyetsizliği dile getirmek için Kürtlerin Irak seçimlerine katılmaması gerektiğini düşünüyoruz.  

 

Irak için sarfettiğiniz enerjiyi Kürdistan için sarfetmek istiyorsunuz diyebilir miyiz?

 

Böyle de denebilir. Ama biz Irak’ta olanlardan bıkmış durumdayız. İki yıl önce Maliki ile Abadi veya Caferi arasında hiç bir firkin olmadığını söyledik. Hepsi aynı tarzda çalışıyor. Onları farklı görmemiz için bizi yanıltıyorlar. Abadi’nin yaklaşımlarına baktığımzda Maliki’nin Kürtlere karşı daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz ama bizce Bağdat’ta 70 sandalye de alsanız bu yaklaşım asla değişmez.

 

Irak’ta Şii-İalami kanat iktidarı elinde bulunduruyor. Diğer islami taraflar olarak sizin bu mezhebi yapılanmaya karşı sesiniz pek duyulmuyor, neden?

 

16 Ekim olaylarından sonra da hiç bir diplomatik riayete dayanmadan bu durumu eleştiren tek taraf biz olduk. Biz ABD’nin Bağdat’taki bu mezhebi iktidarı kendi siyasi emelleri için kurduğuna inanıyoruz.

 

16 Ekim olaylarından sonra Bağdat Kürdistan Bölgesi’ni cezalandırmakla kalmamış aynı zamanda kontrol ettiği Kürt bölgelerinde Araplaştırma politikası da güdmüştür. Sizin buna karşı tavrınız nedir?

 

Bu düşmanlıkla alakalı bir durum değil. Tamamiyle bir İngiliz planıdır. Zamananında Irak’ı inşa eden İngilizler Kürtleri yok etme üzerine plan kurmuştur. Irak’ta da İskoç modelini uygulamaya çalışyorlar. Nasıl ki İskoçya’nın varlığı bitirilmiş, dini ve dili kalmamışsa, aynı şeyi burada da hayata geçirmeye çalışıyorlar. Irak’a, “sizde Kürtlere böyle yapın, bizim tecribelerimizden yararlanın” diyorlar. Kürtler düşmalarına ahlaki bir gözle bakıyor. Düşmanlarının kendilerine hoşgörü göstermesini bekliyorlar. Bence bu bakış açısı bir tarafa atılmalı. Kendi ulusal güvenliği için Kürtlerin strateji sahibi olması gerekiyor. Düşmanlardan merhamet bekleyerek olmaz.

 

Sizce Irak’ta bundan sonra neler olur? Durum iyiye mi, daha da kötüye mi gider?

 

Kanımca durum daha da karışık hale gelecek. Irak’taki mevcut iktidar aklı bu bu şekilde hükmünü sürdüremez. Mezhebi bir hükümranlık sözkonusu. Sünniler bertaraf edilmiş, onları temsil edenlerin bir meşruluğu kalmamış ama buna da mecbur kalmışlar. Işte Kürtler de bertaraf edilmiş durumda.

 

Kürtlerin gözardı edilmesi ne zamana kadar sürer, ne zaman biter bu durum?

 

Kürtler ne zaman kendi stratejilerine sahip olurlarsa o zaman. Bakın ABD kurulduğu günden beri çok açık bir stratejiye sahip. Hiç kimseden sakınmadan, çekinmeden, “Ben Hristiyan Protestan bir devletim” diyor, bunu tüm dünyaya ilan ediyor. Biz kaç defa bunu haykırarak söyledik, Kürtlerin açık bir stratejisi yok, Kürtlerin ne olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca Kürdistan’daki bu duruma bir bakın. İki basil bir yönetim var, iki ayrı partinin iki ayrı asayişi ve silahlı gücü var. İki çeşit söylem var. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey var mı? Kerkük gibi bir kent maraton koşusu yaparcasına bir saat içinde terkedildi.

 

Sizce bunun nedeni neydi?

 

Neden şu ki karşımızdakiler bizi iyi tanıyorlar. Ortak bir strateji ve askeri bir doktrinimizin olmadığını biliyorlar. Hatta gelip Kürdistan’ın tüm şehirlerini de kontrol edebilirler.

 

Kerkük’te partinizin herhangi bir varlığı oldu mu? Kerkük’e dair planlarınız nelerdir?

 

Evet Kerkük’te varız, ben 1991 ayaklanmasında Kerkük’teydim. Stratejik noktaların çoğu bizim kontrolümüzdeydi. 2003’ten sonra da Kerkük’te şubemiz vardı. Ancak ABD ile aramızda olan çelişkilerden kaynaklı fazla göze çarpmamayı tercih ettik. Şimdi de Kerkük teşkilatımız var ve terk etmedik.

 

Neden Kerkük’ü terketmediniz, işgal edilmiş bir kent olarak görüyor musunuz?

 

Bir kaç günlüğüne kentten çıktık ancak daha sonra döndük. Halkımızı yalnız bırakamazdık. Evet sorduğunuz gibi oldu ve Kerkük askeri bir güç tarafından işgal edildi. Irak hükümetine bağlı olsalar da anlaşma ile değil de hile yoluyla geldiler. Fakat biz kendimiz de şehirde hiç direnmedik. Tüm dünyaya kenti savunduğumuzu bile gösteremedik. Neden 2 gün direnemediler? Biz Kerkük’e gitmeye hazır olduğumuzu açıkladık, ben de dahil.

 

Kerkük’te askeri gücünüz var mı?

 

Ne zaman istersek bulabiliriz.

 

Tekrar silahlı güce sahip olma gibi bir planınız var mı?

 

Hayır. Goran lideri Newşirwan Musfata bunu günlüklerine yazmalıyıd diye düşünüyorum. 1995 yılında ben Bızutnewe adına o da KYB adına bir görüşme gerçekleştirdik. “Baas rejimine karşı üç silahlı güçle savaştık. O üç gücü birleştirip Kürdistan için tek bir silahlı güç kuralım” dedik. O zaman silahları bırakma kararımız vardı. Malesef bu olmadı. Şimdi de Kürdistan’ın tek silahlı gücü olması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü ne olursa olsun iki ayrı silahlı güçle düşmanına karşı başarılı olamıyorsun.

 

Sizce Kerkük’te yaşananların sebebi bu iki başlı güç müydü?

 

Yüzde yüz buydu. Bu askeri bir kanun, gücünüz ne kadar büyük olursa olsun, iki başlı olursanız başarısız olursunuz.

 

Bızutnewe’nin bölgedeki Sünni devletlerle güçlü ilişkileri var. Kerkük’te yaşananlar karşısında neden bu diplomatik ilişki kozunuzu kullanmadınız?

 

Biz diplomatik ilişkilerimizi Kürdistan’ın hizmeti için kullandık. Ancak diplomatik ilişikiler öyle yürümüyor. Madem bir statün vardı o zaman bu halkı savunbacak bir stratejin de olmalıydı. Ulusal güvenlik, ekonomik, siyasi ve kültürel savunman olmalıydı. Ancak bizim böyle bir stratejimiz yoktu. Sen strateji çizer ve beni dahil etmezsen, ben senin ne yepmak istediğini nasıl anlayabilirim ki? Kendi başıma sana ne yardımım olabilir ki?

 

Sizce Güney Kürdistan’daki partilerin diğer devletlerle ayrı-ayrı ilişki kurmaları doğu bir şey mi?

 

Sadece yanlış değil, bu bir faciadır. Sen, “Kürdistan’ın kalbi, Kudüsüdür” dediğin bir kentten bahsediyorsun. Peki kim işgal etti? Abadi’nin emir ile olmadı mı? Siz kendiniz 100 peşmergenin hayatını kaybettiğini açıklamadınız mı? Peki kim öldürdü? Güney Kürdistan’daki partiler şimdi Abadi’nin elini öpmek için arabulucu arıyor, peki halk bu partilere hangi gözle bakacak?

 

Tüm partiler mi, bazıları  mı?

 

Tüm partiler gitti. Bir tek biz gitmedik.

 

Siz gitmeyecek misiniz?

 

Asla. Bunu bilsinler; Abadi ile birbirimizi tanıyoruz. Maliki ve Caferi’yi de tanımışığımız vardı.

 

Şimdi Haydar Abadi sizden görüşme talebinde bulunsa, gitmez misiniz?

 

Bir kaç defa davet ettiler biz gitmedik. Çünkü biz prensip olarak Bağdat’taki durumu kabul etmiyoruz. İkincisi, o kentinizi işgal etmiş, halkınızı öldürmüş ve sizde gidip elini öperseniz bu korkaklık olur.

 

Sizce Irak ile Kürdistan Bölgesi arasındaki ilişkilerin geleceği ne olur?

 

Bu durum Bağdat için böyle yürümez. Ancak böyle devam etmesi belki de Kürdistan’ın çıkarlarına olur. Batılı güçler Irak’tan ayrılma isteminin Kürtlerin hatası olmadığını anlar. Çünkü Irak size istemiyor ve size kandırıyor. İşte o Irak kaç aydır memur maaşlarını ödeyeceğiniz söylüyor ama ödemiyor.

 

Sizce Kürdistan Bölgesi’ni oyalıyorlar mı?

 

Evet oyalıyorlar. Seçimlere kadar vakit geçiriyorlar. Konuşmalarına bakıldığında seçimlere kadar böyle devam etmek istediklerini görebilirsiniz. Hangisi daha fazla Kürt karşıtlığı yaparak daha çok oy kapacak diye birbirleri ile yarışıyorlar.

Yeni yorum ekle