Ana içeriğe atla

İdlib'in geleceği, ‘Fırat'ın Doğusu' ve ‘güvenli bölge' ile bağlantılı

Batı Kürdistan
Suriye

Suriye savaşının son cephesi olarak görülen İdlib ve bu krizin çözüm yolunun ‘Fırat'ın Doğusu' ve ‘güvenli bölge' ile bağlantılı olarak çözüleceği öngörülüyor.

Genel anlamda Suriye savaşı, özelde İdlib operasyonu üzerinden ortadoğu yeniden şekillendirilecek gibi. Ortadoğu ülkeleri birbiri ile yaşadıkları sorunlarını, Suriye’de yaşanan realiteyi kendileri için fırsata dönüştürek, yüz yıllık sorunlarını çözmeye çalışıyor.

Suriye’nin İdlib kentinde yaşanan kriz ve olası çözüm yöntemlerine dair aawsat.com’da konu edinilen ilgili analiz yazısı şu şekilde:

1-Anlayış Eksikliği

Türkiye ile Rusya, 2016 yılı sonunda Ankara'nın Cerablus ve Hama'nın doğusundaki el-Bab arasında ‘Fırat Kalkanı' kurulması ve Türkiye sınırına yakın ‘Batı Kürdistan' hattı arasındaki bağlantının Rusya'nın yardımıyla kaldırılması karşılığında Halep'in doğusunun rejim güçleri tarafından geri alınmasını kolaylaştırma konusunda anlaşmaya vardı.

2018 yılın başında ise ABD-Rusya-İsrail, Suriye Golan Tepeleri'ndeki ‘ayrılma anlaşmasının' yeniden etkinleştirilmesi karşılığında Suveyda, Dera ve Kuneytra arasındaki ‘Güney Üçgeni'nin' Şam tarafından geri alınması konusunda anlaştı.

Bir diğer anlaşma da Türkiye'nin Afrin'e girmesi ve Kürtlerin Akdeniz'e ulaşmasının engellenmesini kolaylaştırdı.

İdlib çatışmasının başlamasından önce de rejim güçlerinin İdlib'in güneyi ve Hama'nın kuzeyine girmekle birlikte Rus Hmeymim Üssü'nün korunması karşılığında Türkiye'nin Tel Rıfat'a ve kırsalına girmesine izin verecek yeni bir anlaşma yapıldı.

Hama kırsalındaki Kale el-Madik ve Hama'nın kuzeyinde bazı ilerlemeler kaydedildi. Ancak rejim güçlerinin ilerlemesi, Türkiye tarafından desteklenen muhalif grupların püskürtmesi ile karşılaştı.

Rusya-Türkiye arasındaki ‘İdlib'in güneyine karşılık Tel Rıfat' anlaşmasının tamamlanmaması muhtemel. Şimdiye kadar İdlib hakkında yabancı bir anlayış olmadığı açık.

2-Büyük Takaslar

İdlib ve üç milyondan fazla Suriyeliyi içeren kırsal alanı, belli başlı ülkeler arasındaki stratejik konuların ele alındığı müzakereler için bir platform olarak önem kazanıyor.

Rusya, Türkiye'nin yanında kalmasını ve NATO'dan uzaklaşarak kendisini S-400'e hedeflemesini istiyor.

Rusya ayrıca Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda ‘güvenli bölge' kurulması konusunda ABD ile aynı fikirde olmasını da istemiyor. Moskova bu bağlamda Türk ordusunun ‘teröristleri' takip etmesi için beş kilometreye nüfuz etmesine izin veren Adana Mutabakatı'nı aktif hale getirmeyi teklif etti.

Diğer taraftan ABD ise Türkiye ile güvenli bölge konusunda görüşmeye devam ediyor.

Mutabakat zaptı kağıt üzerinde kabul edildi ancak söz konusu bölgenin derinliği ve anlaşmanın uygulanması konusundaki anlaşmazlıklar halen sürüyor.

ABD, 5 ila 15 kilometre arasındaki derinliği desteklemeye hazırken Ankara söz konusu mesafenin 30 kilometre olmasını istiyor.

Ayrıca aralarında Türk silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bölgedeki rolü ve YPG'nin geleceği hakkında da ihtilaf var. 

Büyük olasılıkla İdlib'in geleceği, ‘Fırat'ın Doğusu' ve ‘güvenli bölge' ile bağlantılı.

Yeni olan ise ABD'nin Fırat'ın Doğusu'ndaki güçlerini azaltmasının ardından Avrupa ülkelerinin ‘boşluğu doldurma' konusundaki onayı oldu. Bu nedenle güvenli bölge artık acil bir konumda değil.

ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi David Satterfield ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD kurumlarındaki diğer yetkililerin aksine Türkiye ile anlaşmayı destekliyor.

Diğer taraftan Rusya ‘Gerginliği Azaltma Bölgesi' anlaşmasında halen kararlı ve anlaşmanın ‘teröristleri etkisiz hale getirme' koşulunun uygulanması için mühlet verdi ve ‘yanmış toprak' metoduna göre askeri operasyona yönelmedi. Ancak hastaneler gibi muhaliflerin altyapısını tahrip etmeyi amaçlayan binlerce saldırıya katkıda bulundu.

Moskova her ne kadar Rus hava kuvvetleri ile Şam'ı desteklese de Ankara ile ilişkilerini sürdürmeye istekli görünüyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nisan ayında yaptığı açıklamada, İdlib'de kapsamlı bir operasyonun şu anda için uygun bir seçenek olmayacağını söyledi.

3 - İran

İran, Rusya ve Türkiye ile Astana sürecinin üç garantöründen biri.

Halep'in batısında, Nubl ve Zehra şehirleri yakınlarındaki Tahran milisleri, İdlib'e doğu yönünden yapılan saldırıya katılmadı.

Ayrıca İran'ın Hama'nın kuzeyi ve batısındaki katılımı da diğer savaşlardakiyle eş düzeyde değildi.

Zira Tahran, Washington'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından ekonomik ve diplomatik baskıları hafifletmek için müttefiklere ihtiyaç duyduğu bir zamanda Ankara'yı kaybetmek istemiyor.

Rusya da bölgedeki ülkelere Suriye'deki İran nüfuzunun azaltmak istediği mesajını göndermek amacıyla İran milislerini bu operasyonlara dahil etmek istemedi.

Fakat aynı zamanda Tahran'ın da Moskova ve Şam'a, İran milisleri olmadan bu alanda ilerlemenin zor olduğuna dair bir sinyal göndermek istediğine inananlar da var.

4- Hükümet Güçleri ve 5. Kolordu

Moskova, Suriye'nin güneyi, Doğu Guta ve ‘Kuzey Üçgeni'ndeki diğer çatışma alanlarından gelen binlerce unsuru ‘5. Kolordu' adı altında silah altına aldı.

Ancak bazı gruplar, teröristlere karşı savunma ya da saldırı operasyonlarına katılma istekleriyle birlikte İdlib'deki Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) yönelik saldırılara katılmayı reddetti.

Rusya ayrıca Suriye ordusunda bazı fraksiyonları ve Dördüncü Kolordu'yu savaşa katmadı. Moskova, ‘Kaplan' lakaplı olan Tuğgeneral Suheyl el-Hasan kuvvetlerine güvenmek istedi.

Ancak hükümet güçleri ve Kaplan kuvvetlerinin tükenmesi, Şam tarafından ilerleme kaydedilmesine izin vermedi.

Aynı şekilde İran'ın, hükümet güçleri içinde müttefikleri olmadan ilerlemesinin zor olduğuna dair bir mesaj göndermek istediğini düşünenler de var.

5 -Türkiye

Türkiye, her ne kadar rejim ve ona bağlı güçler tarafından bazı ‘testlere' maruz kalsa da güçlerini ve eylül ayında Rusya ile Soçi Anlaşması kapsamında kurulan gözlem noktalarını ‘Kuzey Üçgeni'nden geri çekmedi. Aksine güçlendirdi.

Ankara, Moskova'ya askeri saldırılara cevap vereceğini bildirdi.

Türkiye, Rusya'dan Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgeden TSK'ya yönelik saldırıları durdurmak için müdahale etmesini istedi.

Türkiye ayrıca muhalif gruplara askeri destek ve istihbaratın yanında füze savarlar da dahil olmak üzere mühimmat ve silahlar sağladı.

Reuters'a konuşan bir kaynak, “Fazla sayıda silahları var. Bu da füzelerle istediklerini hedef almakta  rahat oldukları anlamına geliyor” dedi.

Diplomatik kaynaklar, Washington'n İdlib'de askeri olarak Ankara'nın muhalifleri desteklemesini kabul edebileceğine ve dolayısıyla ‘Fırat'ın batısında Rusya, doğusunda ABD ve Suriye'nin kuzeybatısında da Türkiye olacak şekilde üç etki alanı arasındaki temas çizgilerini korumayı seçeceğine dikkat çekti.

6-Grupların Birleşmesi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) İdlib bölgesindeki alanları kontrol ediyor. Ancak ÖSO ve Ulusal Kurtuluş Cephesi'ne bağlı başka gruplar da var.

Ancak Şam'ın saldırısını püskürtmek için ılımlı ve İslamcı grupların aralarındaki farklılıkları unutarak birleşmesi dikkat çekiciydi.

Ceyşu'l İzze grubundan ismini açıklamak istemeyen bir lider, muhalif gruplar arasındaki koordinasyonun hükümetin saldırılarını engelleyen kilit unsurlardan biri olduğunu belirtti.

Reuters'a yazılı açıklamada bulunan lider, “Savaşların seyrine gelince; bir süre daha devam etmesini bekliyorum. Çünkü bu her iki taraf için de kıran kırana bir savaş" yorumunda bulundu.

Söz konusu lider, muhalefet unsurlarının düşmanlarından daha profesyonel ve daha motive olduklarını ifade ederek, hükümet yanlısı güçlerin Moskova'nın yardım etmemesi halinde İdlib savaşını kazanamayacaklarını savundu.

Suriye hükümetinin küçük kazanımlar karşısında büyük kayıplar vermesinin ardından Şam'ın müttefikleri ile bölgedeki ve Uluslar arası alandaki rakiplerinin ‘İdlib mesajı' açık:

“Bunu askeri olarak kazanamazsın. Pazarlık yapmalısın!”

Yeni yorum ekle